Daha, adımınızı atar atmaz, balıkçı limanı ve şehrin duvarları üzerinde yükselerek çığlık atan martıların sizi karşılamasıyla bir anda buranın havasına kapılırsınız. Fas’ın okyanus tadını hissetmenin yanında, buranın kendine özgü esintisi Essaouira’nın en dar sokaklarında bile sizi bulur. Okyanustan gelen bu esinti; çiğ ve pişmiş balık kokularıyla harmanlanır ve sizi kendinizden alıp götürür.

Essaouira, dar sokakları, dinmeyen rüzgarı, balık bağırsağı kokusu, nemli okyanus havası, baharatların ve tuya ahşabının aromasından oluşan kendine özgü bir atmosferi vardır. Buraya gelen herkes bu farklılığından dolayı buraya aşık olmuştur.

Sokaklarında beyaz haiklerle (peçe) kadınlar dolaşır. Kırmızı şehir surlarının yanında dizilmiş palmiye ağaclarının gölgesi altında yürüyerek, medinenin sokaklarında yankılanan Afrika müzikleri eşliğinde kalabalık medineyi dolaşmak başka bir duygu.

Afrika’nın Rüzgar Kenti

Burada esen alize (berber dilinde Taros) rüzgarlarından dolayı Essaouira’da deniz kum ve güneş turizmi gelişmemiştir. Bu rüzgar yatay bir şekilde esmeye başladığında sahilde oturamazsınız.

Aslında bu esinti Afrika ve Batı kültürünü de harmanlar. Essaouira ‘Afrika’nın Rüzgar Kenti’ olarak adlandırılır ve rüzgar sörfçüleri için vazgeçilmez bir yerdir. Atlantik okyanusunun bu kıyısında sörf  okullarında ders alınabiliyor. Daha az rüzgar ve sakin sahil arayanlar daha güneye doğru, Agadir’e gidiyorlar. (Agadir, Antalya ve Kuşadası’ndaki gibi turistik sahillere sahip).

Sürekli rüzgarlı olmasından dolayı Essaouira, tamamen turizm tarafından ele geçirilmemiştir. Balıkçı limanı eskiden olduğu gibi yine sürekli yoğun, geleneksel ahşap işçileri sokaklarda zanaatlarına devam ediyor; sadece turistler için değil yerli halk için de bir o kadar önemli.

Essaouira, Kuzeydeki Arap Chiadma ve güneydeki Haha berber kabileleri arasındaki kavşak noktasında yer alıyor. Bir de buna Afrika’nın güneyinden gelen Gnawalılar ve daha sonraları gelen Avrupalılar eklenince zengin bir kültür karışımı oluşuyor. 

Buradaki otantik atmosfer bir çok sanatçıyı büyülemiştir. Gittikçe müzik ve resim ağırlıklı bir sanat merkezi haline gelmiştir. Heykeltraş Boujemâa Lakhdar 1950’lerde burada yerel bir müze açmış ve bir çok sanatçıya ilham vermiştir.  Bugünlerde dünyada hippilerin meşhur adresi haline gelmiştir. 

Tarih

Essaouira, uzun süredir Fas kıyılarındaki en iyi limanlardan biri olarak düşünülmüştür. Kartacalı denizci Hanno, M.Ö. 5. yüzyılda ticari bir koloni kurdu. M.Ö. 1. yüzyılın sonunda ve 1. yüzyılın başlarında, Berber kral Juba II, Essaouira ve Purpuraire (Mor) adalarındaki kayaçlarda bulunan müreks ve purpura kabuklarını işleyen bir üretim merkezi kurdu. Bu boya Roma imparatorluğu senatosunda mor şeridi renklendiriyordu.

Mor rengin elde edildiği Mogador adasında bir Roma villası kazısında 3. yüzyıldan kalma Roma eserleri blunmuştur. Eserlerden birçoğunu şimdi Sidi Muhammed Ben Abdallah Müzesi’nde ve Rabat Arkeoloji Müzesinde görüyoruz.

1764 yılında Sultan Sidi Muhammed Ben Abdallah, Essaouira’yı kurdu ve kendisine isyan eden Agadir halkıına saldırdı. Kum ve rüzgarın ortasında, hiçbir şeyin bulunmadığı bir şehir oluşturmak için bir Fransız mimar Théodore Cornut’u şehri inşa işini verdi.

Faslı ve Avrupalı tarzların birleşiminden oluşan bu yeni şehre Essaouira (berber dilinde iyi tasarlanmış) adı verildi. Essaouira limanı kısa sürede Timbuktu (çöl bölgesi) ile Avrupa arasındaki ticaret için hayati bir bağ haline geldi. Altın, tuz, fildişi ve devekuşu tüyleri ticaretinin dikkatli bir şekilde izlendiği, vergilendirildiği ve kontrol edildiği önemli bir liman oldu.

Muhammed III, Essaouira’nın gelişimini teşvik etmek için çok sayıda adım attı. Güneydeki Agadir limanı 1767’de kapatıldı, böylece güney ticareti Essaouira’ya yönlendirilecekti. Kuzeydeki Rabat-Salé limanındaki Avrupalı toplulukların 21 Ocak 1765 tarihli kararıyla Essaouira’ya taşınmaları emredilmiştir.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here