Eğirdir’de güne başlıyoruz

Bugün eğirdir gölü çevresinde, farklı yüksekliklerden göl manzarasını göreceğimiz bir gün olacak; nereye gitsek karşımızda Eğirdir Gölü vardı: Eğirdir Gölü kenarında uyanıp kahvaltı yapıp, dağ eteğindeki seyir terasında göle karşı kahve içip, bedre dağı üzerinden gölün gökyüzüyle buluşan manzarasını izleyip, Barla’da yine gölü görerek tamamladığımız bir gün oldu. 

Eğirdir Gölü manzarasında kahve içtiğimiz seyir terası

Eğirdir Gölü kenarındaki otelimizin çatı katında göl manzaralı bir kahvaltı yaptıktan sonra buradaki ikinci günümüze başladık. Otelden ayrılır ayrılmaz gölün etrafında sabah tazeliğinde yürüyüş ve fotoğraf molası verdikten sonra Eğirdir merkeze geçip yürüyüş esnasında ihtiyaç duyacağımız yiyecek ve içecek alışverişi yaptık.

Eğirdir Gölü’nün çevresi

Eğirdir Türkiye’nin yavaş şehri unvanına sahip

Eğirdir, göl ve dağlar arasında yer alan harika bir konuma sahip, buraya her geldiğimde çok keyif alıyorum. Eğirdir; Gölü, Kalesi, camisi ve seyir terası ile hem görsel hem de tarihi açıdan ziyaretçilerini büyülüyor. Buna, bir de buradaki yürüyüş rotalarının çokluğunu eklersek Eğirdir Türkiye’de vazgeçilmez bir turizm adresi diyebiliriz. Ayrıca, Eğirdir ilçesi Türkiye’de Cittaslow (yavaş şehir) üyesi olan on beş belediyeden birisidir.

Eğirdir Gölü etrafı güzel manzaralarla dolu

Seyir terasında Eğirdir gölüne karşı kahve molası

Eğirdir merkezde mola verdikten sonra, Eğirdir Gölü’nü yukarıdan gören bir noktada yer alan seyir terasında, muhteşem göl ve dağ manzarasına karşı sabah kahvemizi içtik. Bugünkü programımızda olmamasına rağmen buranın muhteşem manzarasını bildiğim için arkadaşlarımı ikna edip buraya getirdim. Bu güzelliği hem kendim bir kez daha hem de onlar ilk defa tatma şansı buldu.

pavlus yolu, Eğirdir seyir terası

Bedre dağına tırmanarak doğa yürüyüşümüz başladı

Kahve keyfinden sonra aracımızla yürüyüşe başlayacağımız noktaya yol aldık. Bedre dağı eteğinde yürüyüşe başladık. Keyfimiz yerindeydi. Artık zor rotalara alışmıştık. Çok dik bir yamacı, hatta dağı tırmanarak yürüyüşe başladık. Herkes dünkü tırmanışla bugünkü arasındaki zorluk derecesini kıyaslamalar yaparak yola devam etti. Yükseldikçe arkamıza dönüp baktığımızda geldiğimiz ovanın gözden kaybolması ve değişen manzaralar her zamanki gibi yorgunluğumuzu unutturmaya yetti. 

Bedre Dağına tırmanırken gördüğümüz manzara

Yürüyüşe başladıktan 2 saat sonra zirvedeyiz. Tırmanmaktan herkesin bitkin düştüğü bir anda mola verdik. Terden ıslanmış olan kıyafetleri çalılara serip bulduğumuz uygun yere kıvrıldık. Çantalar açılıyor; bir birimize ikramlar başlıyor. Poğaça, zeytin, peynir, bisküvi, çerez… yanımızda ne varsa birbirimizle paylaşıyoruz. Muhabbete ara vermek yok. Herkes her daim anlatacak, şaka yapacak bir şeyler buluyor. Konuşmazsak ne yol bitecek ne de yorgunluk unutulacak.

Dinlendikten sonra yolumuza devam ediyoruz. Artık tırmanmak yok; zirvedeki düzlükteyiz. Zirvede yürürken harika bir manzarayla karşılaştık: Eğirdir Gölü’nü hiç bu kadar yüksekten görmemiştim ve göreceğim de aklıma gelmezdi. Bu manzarayı görünce bir kez daha anladım: “Bu dağlar, çektiğiniz her zorlukta sizi doyumsuz bir manzarayla ödüllendiriyor.”

Bedre Dağından Eğirdir Gölü manzarası

Yükseklikle değişen bitki örtüsü kendini fark ettiriyor. Bundan sonraki yolumuz tırmanıştaki kadar çalılık ve taşlık değil; sedir ve ardıç ağaçlarının serpildiği bir yayla düzlüğünde yürüdük. Ortalığı sarı ot kaplamış. Buraları baharda yemyesil olduğunda ne güzel olacağını hayal ederek devam ettim.  

Bedre Yaylası

Sulak bir alanda son molamızı verdikten sonra tekrar yola koyuluyoruz. Yaklaşık 2 saat sonra Bağören köyünde rehber arkadaşım Volkan’ın bizim için ayarladığı bir köy evinde daha uzun bir mola vereceğimiz için fazla zaman geçirmedik burada ve yola koyulduk. 

Tepeler arasında harika bir köy: Bağören Köyü

Zeminin sararmış yaprakların sardığı Meşe ormanları arasında uzun yürüyüşten sonra rahat bir ev ortamını hayal ettiğimiz köyün muhteşem manzarasıyla karşılaştık.

Bir kayanın başına dikilip köye baktığımda gördüğüm manzara karşısında kendimizden geçtik diyebilirim. Sessiz ve terk edilmiş izlenimi veren köyde, arada bir ahırın içindeki çoban seslerini, koyunların çanını, uzaktan uzağa köpek havlamalarını duyuyoruz; burası gerçek bir köy.

Bağören köyünü ilk gördüğümüzde bu manzarayla karşılaştık

Tepelerin arasındaki derin vadiye yerleşmiş bu dağ köyü bana; kış günlerinde, dinlerken bir şöminenin ateşinde dalıp gittiğim bir masalı anımsattı. Köyün yukarından fotoğraflarını çektikten sonra bulunduğumuz tepeden aşağı, yer yer keçi yada koyun tırnak izlerinin olduğu patikadan, köye doğru ilerledik.

Bağören köyünü ilk gördüğümüzde bu manzarayla karşılaştık

Biraz önce uzaktan gördüğüm köyün evleri arasında dolaşıyorum şimdi. Avlularda oturan köylülerin bizi süzen bakışları arasında ilerlerken; köylülerin yüzlerindeki, yeni birilerini görme heyecanı ile karışık kim olduğumuzu kestirmeye çalışan bakışları seziyorum.

Bağören köyündeki evler ahşaptan yapılmış. Çoğu ev onarılmadan terk edilmiş.

Köyü, içimde sıcaklık ve yakınlık hissederek dolaşıyorum. Kimseyi tanımamama rağmen hangi kapıyı çalsam sıcak bir çay, güzel bir köşe, rahat bir yatak bulabileceğime eminim. Anadolu insanının misafirperver karakterini bu fakir evlerde hala bulacağımı tahmin ediyorum. Şehirlerde karşılaşılması nadir olan bu kültürel özelliğimiz, kökü buralardan gelen bizlerin özlediği şeyler…    

Köy evinde içtiğimiz sıcak çay bütün yorgunluğumuzu aldı

Sonunda Köydeki mola vereceğimiz eve vardık. Evin geniş salonuna hepimiz bitkin bir biçimde, kimimiz divana kimimiz duvar dibine sıralandı. Herkes çantasındaki kalan yiyecekleri ortaya serdi. Birazdan çaylar geldi. Taze demlenmiş koyu çayları içerek, yorulmuş bedenimizi sıcak çayın verdiği keyifle dinlendirdik.

Bağören köyünde konuk olduğumuz ev

Güler yüzlü ev sahibi ve genç kızıyla sohbete koyulan arkadaşlar, onları köydeki yaşamı hakkında epey soru yağmuruna tuttu. Duyduğumuz şeyler ilginçti: Köydeki evler bir bir boşaltılıyormuş. Bazı evlerde elektrik kaçağından yangın çıkıyormuş. Kurtlar sürüleri hiç rahat bırakmayıp hayvanları telef ediyormuş. Ev sahibinin kocası köyden şehre gitmek isterken kendisi hala köyde kalma yanlısı.

Barla son durağımız oldu

Köy evindeki molamızdan sonra yürüyüşümüzün bitmesine az bir yolumuz kalmıştı. Buradan Barla köyüne 1 saat daha yürüdük. Barla’ya vardığımızda merkezde biraz zaman geçirdik. Said Nursi’nin müzeye çevrilmiş, bir zamanlar yaşadığı evi ve sarmaşıklı minareyi ziyaret ettik.

Eğirdir’de başlayan Aziz Pavlus yürüyüşümüzü Barla’da noktaladık. Yine, tarihin, doğanın, arkadaşlığın ve paylaşımın harmanlandığı, unutulmaz anların yaşandığı, güzel bir günü burada tamamladık.    

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here